PHILOSOPHER

Hakkımda

DAVUT KURKUT


Bağlantılarım

* Ana Sayfa
* Profilim
* Arşiv

Kategoriler


Arkadaşlarım


sitir
aslimyanik
allahsevgisibambaska

TEFSİR USÛLÜNE GİRİŞ. 2

TEFSİR USÛLÜNE GİRİŞ. 2

Önsöz. 3

Kur'an-ı Kerim.. 4

1. Kur’ân'ın Nüzûlü. 4

2. Kur’ân'dan İlk İnen Buyruklar 5

3. Kur’ân-ı Kerim'in Sebebe Bağlı Olarak ve Olmayarak Nüzûlü. 6

Nüzûl Sebeplerini Bilmenin Faydaları 6

Lafzın Umumiliği ve Sebebin Hususiliği 7

4. Mekkî ve Medenî (Kur’ân'ın Mekke'de ve Medine'de İnen Bölümleri) 8

Kur’ân'ın Mekkî Bölümleri Üslûb ve Konu Bakımlarından Medenî Bölümlerden Ayrılmaktadır 8

A- Üslûb Bakımından Farklılıklar 8

B. Konu Bakımından. 8

Mekkî ve Medenî Buyrukları Bilmenin Faydaları 9

Kur’ân'ın Kısım Kısım İndirilişindeki Hikmet 9

Kur’ân'ın Tertibi 9

5. Kur’ân'ın Yazılması ve Toplanması 10

Tefsir 11

Kur’ân Tefsiri Hususunda Müslümanın Görevi 12

Kur’ân Tefsirinin Kaynakları 12

Me'sûr (Rivâyet Yoluyla) Tefsirde Görülen Ayrılıklar 14

Kur’ân'ın Tercümesi 15

Kur’ân Tercümesinin Hükmü. 15

Ashab-ı Kiram'dan Tefsir Yapmakla Meşhur Olanlar 15

1. Ali b. Ebi Talib. 16

2. Abdullah b. Mesud. 16

3. Abdullah b. Abbas. 17

Tabiînden Müfessir Olarak Ün Kazananlar 17

1. Mücâhid: 17

2. Katâde: 18

Kur’ân, Muhkem Ve Müteşabihtir 18

İlimde Derinleşmiş Kimseler İle Kalplerinde E⁄Rilik Bulunanların Müteşâbih Buyruklara Karşı Tutumu. 19

Kur’ân-ı Kerim'de Müteşâbihlerin Çeşitleri 20

Kur’ân-ı Kerim Âyetlerinin Muhkem ve Müteşâbih Türlerine Ayrılmasındaki Hikmet 21

Kur’ân'da Çelişki Olduğu İzlenimini Veren Buyruklar 21

Kasem (Yemin) 22

Kasas (Kıssa Anlatmak) 23

Kıssaların Tekrarı 23

İsrâiliyât 24

İlim Adamlarının İsrâiliyâta Karşı Tutumları 25

Zamir 25

Zamir Kullanılacak Yerde Açık İsmi Zikretmek. 26

Fasıl Zamiri 26

İltifât 27


 

TEFSİR USÛLÜNE GİRİŞ

 

Muhammed Salih el-Useymîn

 

Çeviren

M.Beşir Eryarsoy


Önsöz

 

Hamd Allah'a mahsustur. Ondan yardım ve bağışlanma dileriz. Ona tevbe eder, nefislerimizin şerlerinden, amellerimizin kötülüklerinden Allah'a sığınırız. Allah kime hidayet verirse kimse onu saptıramaz, kimi de saptırırsa kimse onu doğru yola iletemez. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O, bir ve tektir, ortağı yoktur. Yine şehadet ederim ki Muhammed O'nun kulu ve Rasûlüdür. Allah'ın salât ve selâmları ona, aile halkına, ashabına, kıyamet gününe kadar onların izinden gideceklerin hepsine olsun.

Herbir ilim dalının anlaşılmasına yardımcı olacak temel esasları öğrenmek ve bu esaslara göre gerekli neticelere ulaşabilmek, kişi için oldukça önemlidir. Bu yolla  ilmi güçlü temellere, temelleri, sağlam kaideler üzerine bina edilebilir. "Usûlden mahrum olan vusûlden mahrum kalır. (Vusulsüzlüğümüz -hedefe varamayışımız- usûlsüzlüğümüzdendir)" denilmiştir.

İlimlerin en şereflilerinden biri, hatta en üstün ve şereflileri hiç şüphesiz yüce Allah'ın kelâmının anlamlarını açıklamak demek olan tefsir ilmidir. İlim ehli hadis ve fıkıh ilimleri için usûller tespit ettikleri gibi; bu ilim için de birtakım usuller ortaya koymuşlardır. Ben bu ilim dalı ile ilgili İmam Muhammed b. Suud İslam Üniversitesi İlimler Enstitüsü öğrencileri için birtakım notlar yazmıştım. Bazıları da benden bunları daha kolay ve daha toparlayıcı olması bakımından, ayrı bir kitapçıkta toplamamı istedi. Ben de bu isteği kabul ettim.

Yüce Allah'tan onu faydalı kılmasını niyaz ediyorum. Yazdıklarım aşağıdaki şekilde özetlenebilir:

 

Kur’ân-ı Kerim

 

1. Kur’ân, Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem'e ne zaman indi ve onu hangi melek indirdi?

2. Kur’ân'dan ilk nâzil olan buyruklar.

3. Kur’ân-ı Kerim'in sebepli ve sebebe bağlı olmaksızın iki tür nüzûlü.

4. Kur’ân'ın Mekkî ve Medenî bölümleri, Kur’ân'ın kısım kısım inişindeki hikmetin açıklanması ve Kur’ân'ın tertibi.

5. Kur’ân'ın Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem döneminde yazılması ve korunması.

6. Kur’ân'ın Ebu Bekir ve Osman Radıyallahu anh döneminde toplanması.

 

Tefsir

 

1. Sözlük ve terim itibariyle tefsirin anlamı, hükmü ve amacı.

2. Kur’ân tefsirinde müslümana düşen görev.

3. Tefsir yaparken gözönünde bulundurulması gereken hususlar:

a- Kur’ân'ın, Kur’ân'ı tefsir etmesi itibariyle yüce Allah'ın kelâmı.

b- Yüce Allah'tan Kur’ân'ı tebliğ eden ve Allah'ın kitabındaki yüce Allah'ın muradını insanlar arasında en iyi bilen kişi olması itibariyle Rasûlullah Sallallahu aleyhi vesellem'in sünneti.

c- Ashab-ı Kiram'ın sözleri, özellikle aralarında bilgi sahibi olanların ve tefsire itina gösterenlerin sözleri. Çünkü Kur’ân onların diliyle ve onların döneminde inmiştir.

d- Ashab-ı Kiram'dan tefsir öğrenmeye itina göstermiş tabiînin ileri gelenlerinin sözleri.

e- Kur’ân-ı Kerim'in siyâkına uygun olarak kelimelerin gerektirdiği şer'î ve lugavî manalar. Şayet şer'î ve lugavî mana arasında farklılık olursa lugavî anlamı tercih etmeyi gerektiren bir delil olması hali dışında, şer'î anlamın kabul edilmesi.

4. Rivayet yoluyla gelen tefsirdeki ihtilâf türleri.

5. Kur’ân'ın tercümesi, tanımı, çeşitleri ve herbir çeşidin hükmü.

 

Üçü Ashab-ı Kiram, İkisi Tabiînden Olmak Üzere Tefsirde Meşhur Olmuş Beş Kişinin Kısa Biyografisi

Muhkem ve Müteşabihlik Bakımından Kur’ân’ın Kısımları

İlimde Derinleşmiş Olanlar ile Kalplerinde Eğrilik Olanların Müteşâbihe Karşı Tutumları

Hakiki ve Nisbî Türleriyle Müteşâbih

Kur’ân-ı Kerim'in Muhkem ve Müteşâbih Türlerine Ayrılmasındaki Hikmet

Kur’ân-ı Kerim’de Teâruz İzlenimini Veren Buyruklar, Buna Cevap ve Buna Dair Örnekler

KASEM: Tanımı, Edatları, Faydası

KISSALAR: Tanımı, Kıssadan Maksat, Tekrar Edilmesindeki Hikmet, Uzunluk, Kısalık ve Üslûp İtibariyle Farklılıkları

Tefsire Sokulmuş İsrâiliyât ve İlim Adamlarının İsrâiliyâta Karşı Tutumları

ZAMİR: Tanımı, Zamirin Mercii, Zamir Kullanılması Gereken Yerden İsmin İzhar Edilmesi ve Faydası, İltifat ve Faydası, Fasıl Zamiri ve Faydası.


Kur'an-ı Kerim

 

Sözlükte Kur’ân "kaf, ra ve elif" kökünden; okumak ya da toplamak anlamında bir mastardır. Bu mastar; şekillerinde kullanılır. Tıpkı (bağışladı anlamındaki fiilin mastarının); diye gelmesi gibi.

Birinci (okumak) anlamı ile ism-i mef'ûl anlamında "yani okunan şey" manasıyla mastar olur. İkinci anlamına göre (topladı) ise, ism-i fail anlamında yani “toplayıcı” anlamıyla mastar olur. Çünkü Kur’ân haber ve hükümleri bünyesinde toplamış bir kitaptır.[1]

Şer'î bir terim olarak Kur’ân ise; yüce Allah'ın Rasûlü ve peygamberlerinin sonuncusu Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'e indirilmiş bulunan, Fatiha sûresi ile başlayıp, Nâs sûresiyle biten yüce Allah'ın kelâmıdır.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

"Hiç şüphesiz ki Kur’ân'ı sana kısım kısım biz indirdik." (el-İnsan, 76/23)

"Muhakkak biz onu anlayıp düşünesiniz diye arapça bir Kur’ân olarak indirdik." (Yusuf, 12/2)

Yüce Allah bu Kur’ân-ı Kerîm'i değişikliklere, bir şeyler eklemeye, ondan bir şey eksiltmeye, onu değiştirmeye karşı korumuştur. Çünkü yüce Allah onu korumayı bizzat üzerine almış bulunmaktadır:

"Şüphe yok ki o zikri (Kur’ân'ı) biz indirdik. Onu koruyacak olan da biziz." (el-Hicr, 15/9)

Bundan dolayı pekçok asırlar geçmiş olmakla birlikte Kur’ân düşmanlarından herhangi bir kimse onda bir değişiklik yapmaya, bir şeyler eklemeye, eksiltmeye ya da değiştirmeye kalkışmamıştır. Kalkışanların da yüce Allah üzerlerindeki perdeyi yırtmış ve gerçek durumunu ortaya çıkartmıştır.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm'i büyüklüğüne, mübarekliğine, etkisine, kapsamlılığına, onun kendisinden önceki kitaplar üzerinde hakim oluşuna delâlet eden birçok vasıfla nitelendirmiş bulunmaktadır.

Yüce Allah buyuruyor ki:

"Andolsunki biz sana tekrarlanan yediyi ve şu Kur’ân-ı azîmi verdik." (el-Hicr, 15/87)

"Çok şerefli (Mecid) Kur’ân'a yemin ederim ki..." (Kaf, 50/1)

"Âyetlerini düşünsünler, tam akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz hayır ve bereketi bol bir kitaptır bu" (Sâd, 38/29)

"İşte bu, indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Öyleyse ona uyun ve sakının ki, merhamet olunasınız." (el-En'am, 6/155)

"Gerçekten bu Kur’ân en doğru olana iletir." (el-İsra, 17/9)

"Şayet biz bu Kur’ân'ı bir dağa indirseydik muhakkak ki Allah'ın korkusundan onun başını eğerek dağılıp parça parça olduğunu görürdün. İşte biz bu misalleri insanlara düşünsünler diye veriyoruz." (el-Haşr, 59/21)

"Bir sûre indirildiği zaman içlerinden bazıları: 'Bu hanginizin imanını arttırdı' derler. İman etmiş olanlara gelince (her sûre inişi ile) daima onların imanını arttırmıştır ve onlar birbirleriyle müjdeleşirler. Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince onların murdarlıklarına murdarlık katıp arttırdı ve onlar kâfir olarak ölüp gittiler." (et-Tevbe, 9/124-125)

"Şu Kur’ân bana onunla sizi ve her kime ulaşırsa onları korkutup uyarmam için vahyolundu." (el-En'âm, 6/19)

"O halde kâfirlere itaat etme ve onlara karşı bu Kur’ân ile büyük bir cihâd yap!" (el-Furkan, 25/52)

"Ve biz sana bu kitabı, herşeyi açıklayan bir hidayet, bir rahmet ve müslümanlara bir müjde olmak üzere kısım kısım indirdik." (en-Nahl, 16/89)

"Biz sana da kitabı hak ile kendinden önce indirilen kitapları doğrulayıcı ve onlara karşı bir şahit (hakem) olmak üzere indirdik. O halde aralarında Allah'ın indirdiği ile hükmet." (el-Mâide, 5/48)


Tarih: 06:51, 7/12/2007 Kategori: DIN BILIMLERI
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

بسم الله ال

بسم الله الرحمن الرحيم

كتاب البيوع

الْحَدِيثُ الْأَوَّلُ : عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عُمَرَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُمَا عَنْ رَسُولِ اللَّهِ أَنَّهُ قَالَ { إذَا تَبَايَعَ الرَّجُلَانِ ، فَكُلُّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا وَكَانَا جَمِيعًا ، أَوْ يُخَيِّرُ أَحَدُهُمَا الْآخَرَ . فَتَبَايَعَا عَلَى ذَلِكَ . فَقَدْ وَجَبَ الْبَيْعُ } . وَمَا فِي مَعْنَاهُ مِنْ حَدِيثِ حَكِيمِ بْنِ حِزَامٍ وَهُوَ :

 254 - الْحَدِيثُ الثَّانِي : قَالَ : قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ { الْبَيِّعَانِ بِالْخِيَارِ مَا لَمْ يَتَفَرَّقَا - أَوْ قَالَ : حَتَّى يَتَفَرَّقَا - فَإِنْ صَدَقَا وَبَيَّنَا بُورِكَ لَهُمَا فِي بَيْعِهِمَا . وَإِنْ كَتَمَا وَكَذَبَا مُحِقَتْ بَرَكَةُ بَيْعِهِمَا } .

 

الْحَدِيثُ : يَتَعَلَّقُ بِمَسْأَلَةِ إثْبَاتِ خِيَارِ الْمَجْلِسِ فِي الْبَيْعِ . وَهُوَ يَدُلُّ عَلَيْهِ . وَبِهِ قَالَ الشَّافِعِيُّ وَفُقَهَاءُ أَصْحَابِ الْحَدِيثِ . وَنَفَاهُ مَالِكٌ وَأَبُو حَنِيفَةَ . وَوَافَقَ ابْنُ حَبِيبٍ - مِنْ أَصْحَابِ مَالِكٍ مَنْ أَثْبَتَهُ ، وَاَلَّذِينَ نَفَوْهُ اخْتَلَفُوا فِي وَجْهِ الْعُذْرِ عَنْهُ . وَاَلَّذِي يَحْضُرُنَا الْآنَ مِنْ ذَلِكَ وُجُوهٌ :

 أَحَدُهَا : أَنَّهُ حَدِيثٌ خَالَفَهُ رَاوِيهِ . وَكُلُّ مَا كَانَ كَذَلِكَ : لَمْ يُعْمَلْ بِهِ . أَمَّا الْأَوَّلُ : فَلِأَنَّ مَالِكًا رَوَاهُ ، وَلَمْ يَقُلْ بِهِ . وَأَمَّا الثَّانِي : فَلِأَنَّ الرَّاوِيَ إذَا خَالَفَ ، فَإِمَّا أَنْ يَكُونَ مَعَ عِلْمِهِ بِالصِّحَّةِ ، فَيَكُونُ فَاسِقًا ، فَلَا تُقْبَلُ رِوَايَتُهُ . وَإِمَّا أَنْ يَكُونَ لَا مَعَ عِلْمِهِ بِالصِّحَّةِ . فَهُوَ أَعْلَمُ بِعِلَلِ مَا رَوَى . فَيُتَّبَعُ فِي ذَلِكَ . وَأُجِيبَ عَنْ ذَلِكَ بِوَجْهَيْنِ : أَحَدُهُمَا : مَنْعُ الْمُقَدَّمَةِ . الثَّانِيَةِ : وَهُوَ أَنَّ الرَّاوِيَ إذَا خَالَفَ لَمْ يُعْمَلْ بِرِوَايَتِهِ . وَقَوْلُهُ " إذَا كَانَ مَعَ عِلْمِهِ بِالصِّحَّةِ كَانَ فَاسِقًا " مَمْنُوعٌ لِجَوَازِ أَنْ يَعْلَمَ بِالصِّحَّةِ ، وَيُخَالِفُ لِمُعَارِضٍ رَاجِحٍ عِنْدَهُ . وَلَا يَلْزَمُ تَقْلِيدُهُ فِيهِ . وَقَوْلُهُ " إنْ كَانَ لَا مَعَ عِلْمِهِ بِالصِّحَّةِ ، وَهُوَ أَعْلَمُ بِرِوَايَتِهِ ، فَيُتَّبَعُ فِي ذَلِكَ " مَمْنُوعٌ أَيْضًا ؛ لِأَنَّهُ إذَا ثَبَتَ الْحَدِيثُ بِعَدَالَةِ اللَّهِ وَجَبَ الْعَمَلُ بِهِ ظَاهِرًا . فَلَا يُتْرَكُ بِمُجَرَّدِ الْوَهْمِ وَالِاحْتِمَالِ . الْوَجْهُ الثَّانِي : أَنَّ هَذَا الْحَدِيثَ مَرْوِيٌّ مِنْ طُرُقٍ ، فَإِنْ تَعَذَّرَ الِاسْتِدْلَال بِهِ مِنْ جِهَةِ رِوَايَةِ مَالِكٍ ، لَمْ يُتَعَذَّرْ مِنْ جِهَةٍ أُخْرَى . وَإِنَّمَا يَكُونُ ذَلِكَ عِنْدَ التَّفَرُّدِ عَلَى تَقْدِيرِ صِحَّةِ هَذَا الْمَأْخَذِ - أَعْنِي أَنَّ مُخَالَفَةَ الرَّاوِي لِرِوَايَتِهِ تَقْدَحُ فِي الْعَمَلِ بِهَا - فَإِنَّهُ عَلَى هَذَا التَّقْدِيرِ : يُتَوَقَّفُ الْعَمَلُ بِرِوَايَةِ مَالِكٍ . وَلَا يَلْزَمُ مِنْ بُطْلَانِ مَأْخَذٍ مُعَيَّنٍ بُطْلَانُ مَأْخَذِ الْحُكْمِ فِي نَفْسِ الْأَمْرِ . الْوَجْهُ الثَّانِي مِنْ الِاعْتِذَارَاتِ : أَنَّ هَذَا خَبَرٌ وَاحِدٌ فِيمَا تَعُمُّ بِهِ الْبَلْوَى وَخَبَرُ الْوَاحِدِ فِيمَا تَعُمُّ بِهِ الْبَلْوَى غَيْرُ مَقْبُولٍ . فَهَذَا غَيْرُ مَقْبُولٍ .

 أَمَّا الْأَوَّلُ : فَلِأَنَّ الْبِيَاعَاتِ مِمَّا تَتَكَرَّرُ مَرَّاتٍ لَا تُحْصَى . وَمِثْلُ هَذَا تَعُمُّ الْبَلْوَى بِمَعْرِفَةِ حُكْمِهِ .

 وَأَمَّا الثَّانِي : فَلِأَنَّ الْعَادَةَ تَقْتَضِي أَنَّ مَا عَمَّتْ بِهِ الْبَلْوَى يَكُونُ مَعْلُومًا عِنْدَ الْكَافَّةِ . فَانْفِرَادُ الْوَاحِدِ بِهِ : عَلَى خِلَافِ الْعَادَةِ ، فَيُرَدُّ . وَأُجِيبَ عَنْهُ : بِمَنْعِ الْمُقَدَّمَتَيْنِ مَعًا . أَمَّا الْأُولَى - وَهُوَ أَنَّ الْبَيْعَ بِمَا تَعُمُّ بِهِ الْبَلْوَى - فَالْبَيْعُ كَذَلِكَ . وَلَكِنَّ الْحَدِيثَ دَلَّ عَلَى إثْبَاتِ خِيَارِ الْفَسْخِ . وَلَيْسَ الْفَسْخُ مِمَّا تَعُمُّ بِهِ الْبَلْوَى فِي الْبِيَاعَاتِ . فَإِنَّ الظَّاهِرَ مِنْ الْإِقْدَامِ عَلَى الْبَيْعِ : الرَّغْبَةُ مِنْ كُلِّ وَاحِدٍ مِنْ الْمُتَعَاقِدَيْنِ فِيمَا صَارَ إلَيْهِ . فَالْحَاجَةُ إلَى مَعْرِفَةِ حُكْمِ الْفَسْخِ لَا تَكُونُ عَامَّةً . وَأَمَّا الثَّانِيَةُ : فَلِأَنَّ الْمُعْتَمِدَ فِي الرِّوَايَةِ عَلَى عَدَالَةِ الرَّاوِي وَجَزْمِهِ بِالرِّوَايَةِ . وَقَدْ وُجِدَ ذَلِكَ . وَعَدَمُ نَقْلِ غَيْرِهِ لَا يَصْلُحُ مُعَارِضًا ، لِجَوَازِ عَدَمِ سَمَاعِهِ لِلْحُكْمِ . فَإِنَّ الرَّسُولَ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ كَانَ يُبَلِّغُ الْأَحْكَامَ لِلْآحَادِ وَالْجَمَاعَةِ ، وَلَا يَلْزَمُ تَبْلِيغُ كُلِّ حُكْمٍ لِجَمِيعِ الْمُكَلَّفِينَ . وَعَلَى تَقْدِيرِ السَّمَاعِ : فَجَائِزٌ أَنْ يَعْرِضَ مَانِعٌ مِنْ النَّقْلِ ، أَعْنِي نَقْلَ غَيْرِ هَذَا الرَّاوِي . فَإِنَّمَا يَكُونُ مَا ذُكِرَ إذَا اقْتَضَتْ الْعَادَةُ أَنْ لَا يُخْفِيَ الشَّيْءَ عَنْ أَهْلِ التَّوَاتُرِ ، وَلَيْسَتْ الْأَحْكَامُ الْجُزْئِيَّةُ مِنْ هَذَا الْقَبِيلِ .

الْوَجْهُ الثَّالِثُ مِنْ الِاعْتِذَارَاتِ : هَذَا حَدِيثٌ مُخَالِفٌ لِلْقِيَاسِ الْجَلِيِّ وَالْأُصُولِ الْقِيَاسِيَّةِ الْمَقْطُوعِ بِهَا . وَمَا كَانَ كَذَلِكَ لَا يُعْمَلُ بِهِ . أَمَّا الْأَوَّلُ : فَنَعْنِي بِمُخَالِفِ الْأُصُولِ الْقِيَاسِيَّةِ : مَا ثَبَتَ الْحُكْمُ فِي أَصْلِهِ قَطْعًا . وَثَبَتَ كَوْنُ الْفَرْعِ فِي مَعْنَى الْمَنْصُوصِ ، لَمْ يُخَالَفْ إلَّا فِيمَا يُعْلَمُ عَرْوُهُ عَنْ مَصْلَحَةٍ تَصْلُحُ أَنْ تَكُونَ مَقْصُودَةً بِشَرْعِ الْحُكْمِ . وَهَهُنَا كَذَلِكَ . فَإِنَّ مَنْعَ الْغَيْرِ مِنْ إبْطَالِ حَقِّ الْغَيْرِ : ثَابِتٌ بَعْدَ التَّفَرُّقِ قَطْعًا . وَمَا قَبْلَ التَّفَرُّقِ فِي مَعْنَاهُ ، لَمْ يَفْتَرِقَا إلَّا فِيمَا يُقْطَعُ بَتَعَرِّيهِ عَنْ الْمَصْلَحَةِ وَأَمَّا الثَّانِي : فَلِأَنَّ الْقَاطِعَ مُقَدَّمٌ عَلَى الْمَظْنُونِ لَا مَحَالَةَ . وَخَبَرُ الْوَاحِدِ مَظْنُونٌ . وَأُجِيبَ عَنْهُ : بِمَنْعِ الْمُقَدَّمَتَيْنِ مَعًا .

 أَمَّا الْأُولَى : فَلَا نُسَلِّمُ عَدَمَ افْتِرَاقِ الْفَرْعِ مِنْ الْأَصْلِ إلَّا فِيمَا لَا يُعْتَبَرُ مِنْ الْمَصَالِحِ . وَذَلِكَ ؛ لِأَنَّ الْبَيْعَ يَقَعُ بَغْتَةً مِنْ غَيْرِ تَرَوٍّ . وَقَدْ يَحْصُلُ النَّدَمُ بَعْدَ الشُّرُوعِ فِيهِ . فَيُنَاسِبُ إثْبَاتَ الْخِيَارِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْ الْمُتَعَاقِدَيْنِ ، دَفْعًا لِضَرَرِ النَّدَمِ ، فِيمَا لَعَلَّهُ يَتَكَرَّرُ وُقُوعُهُ . وَلَمْ يُمْكِنْ إثْبَاتُهُ مُطْلَقًا فِيمَا بَعْدَ التَّفَرُّقِ وَقَبْلَهُ . فَإِنَّهُ رُفِعَ لِحِكْمَةِ الْعَقْدِ وَالْوُثُوقِ بِالتَّصَرُّفِ ، فَجُعِلَ مَجْلِسُ الْعَقْدِ حَرِيمًا لِاعْتِبَارِ هَذِهِ الْمَصْلَحَةِ . وَهَذَا مَعْنًى مُعْتَبَرٌ . لَا يَسْتَوِي فِيهِ مَا قَبْلَ التَّفَرُّقِ مَعَ مَا بَعْدَهُ .

 وَأَمَّا الثَّانِيَةُ : فَلَا نُسَلِّمُ أَنَّ الْحَدِيثَ الْمُخَالِفَ لِلْأُصُولِ يُرَدُّ . فَإِنَّ الْأَصْلَ يَثْبُتُ بِالنُّصُوصِ . وَالنُّصُوصُ ثَابِتَةٌ فِي الْفُرُوعِ الْمُعَيَّنَةِ . وَغَايَةُ مَا فِي الْبَابِ : أَنْ يَكُونَ الشَّرْعُ أَخْرَجَ بَعْضَ الْجُزْئِيَّاتِ عَنْ الْكُلِّيَّاتِ لِمَصْلَحَةٍ تَخُصُّهَا ، أَوْ تَعَبُّدًا فَيَجِبُ اتِّبَاعُهُ .

الْوَجْهُ الرَّابِعُ : مِنْ الِاعْتِذَارَاتِ : هَذَا حَدِيثٌ مُعَارِضٌ لِإِجْمَاعِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ وَعَمَلِهِمْ . وَمَا كَانَ كَذَلِكَ يُقَدَّمُ عَلَيْهِ الْعَمَلُ . فَهَذَا يُقَدَّمُ عَلَيْهِ الْعَمَلُ . أَمَّا الْأَوَّلُ : فَلِأَنَّ مَالِكًا قَالَ عَقِيبَ رِوَايَتِهِ " وَلَيْسَ لِهَذَا عِنْدَنَا حَدٌّ مَعْلُومٌ . وَلَا أَمْرٌ مَعْمُولٌ بِهِ فِيهِ " وَأَمَّا الثَّانِي : فَلِمَا اُخْتُصَّ بِهِ أَهْلُ الْمَدِينَةِ مِنْ سُكْنَاهُمْ فِي مَهْبِطِ الْوَحْيِ وَوَفَاةِ الرَّسُولِ بَيْنَ أَظْهُرِهِمْ ، وَمَعْرِفَتِهِمْ بِالنَّاسِخِ وَالْمَنْسُوخِ فَمُخَالَفَتُهُمْ لِبَعْضِ الْأَخْبَارِ تَقْتَضِي عِلْمَهُمْ بِمَا أَوْجَبَ تَرْكَ الْعَمَلِ بِهِ مِنْ نَاسِخٍ أَوْ دَلِيلٍ رَاجِحٍ ، وَلَا تُهْمَةَ تَلْحَقُهُمْ فَيَتَعَيَّنُ اتِّبَاعُهُمْ . وَكَانَ ذَلِكَ أَرْجَحُ مِنْ خَبَرِ الْوَاحِدِ الْمُخَالِفِ لِعَمَلِهِمْ . وَجَوَابُهُ مِنْ وَجْهَيْنِ : أَحَدُهُمَا : مَنْعُ الْمُقَدِّمَةِ الْأُولَى . وَهُوَ كَوْنُ الْمَسْأَلَةِ مِنْ إجْمَاعِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ . وَبَيَانُهُ مِنْ ثَلَاثَةِ أَوْجُهٍ : مِنْهَا : أَنَّا تَأَمَّلْنَا لَفْظَ مَالِكٍ فَلَمْ نَجِدْهُ مُصَرِّحًا بِأَنَّ الْمَسْأَلَةَ إجْمَاعُ أَهْلِ الْمَدِينَةِ . وَيُعْرَفُ ذَلِكَ بِالنَّظَرِ فِي أَلْفَاظِهِ . وَمِنْهَا : أَنَّ هَذَا الْإِجْمَاعَ إمَّا أَنْ يُرَادَ بِهِ إجْمَاعٌ سَابِقٌ أَوْ لَاحِقٌ . وَالْأَوَّلُ بَاطِلٌ ؛ لِأَنَّ ابْنَ عُمَرَ رَأْسُ الْمُفْتِينَ فِي الْمَدِينَةِ فِي وَقْتِهِ . وَقَدْ كَانَ يَرَى إثْبَاتَ خِيَارِ الْمَجْلِسِ وَالثَّانِي : أَيْضًا بَاطِلٌ . فَإِنَّ ابْنَ أَبِي ذِئْبٍ - مِنْ أَقْرَانِ مَالِكٍ وَمُعَاصِرِيهِ - وَقَدْ أَغْلَظَ عَلَى مَالِكٍ لَمَّا بَلَغَهُ مُخَالَفَتُهُ لِلْحَدِيثِ . وَثَانِيهِمَا : مَنْعُ الْمُقَدِّمَةِ الثَّانِيَةِ . وَهُوَ أَنَّ إجْمَاعَ أَهْلِ الْمَدِينَةِ وَعَمَلَهُمْ مُقَدَّمٌ عَلَى خَبَرِ الْوَاحِدِ مُطْلَقًا . فَإِنَّ الْحَقَّ الَّذِي لَا شَكَّ فِيهِ : أَنَّ عَمَلَهُمْ وَإِجْمَاعَهُمْ لَا يَكُونُ حُجَّةً فِيمَا طَرِيقُهُ الِاجْتِهَادُ وَالنَّظَرُ ؛ لِأَنَّ الدَّلِيلَ الْعَاصِمَ لِلْأُمَّةِ مِنْ الْخَطَأِ فِي الِاجْتِهَادِ لَا يَتَنَاوَلُ بَعْضَهُمْ . وَلَا مُسْتَنَدَ لِلْعِصْمَةِ سِوَاهُ . وَكَيْفَ يُمْكِنُ أَنْ يُقَالَ : بِأَنَّ مَنْ كَانَ بِالْمَدِينَةِ مِنْ الصَّحَابَةِ رِضْوَانُ اللَّهِ عَلَيْهِمْ يُقْبَلُ خِلَافُهُ مَا دَامَ مُقِيمًا بِهَا فَإِذَا خَرَجَ عَنْهَا لَمْ يُقْبَلْ خِلَافُهُ ؟ فَإِنَّ هَذَا مُحَالٌ . فَإِنَّ قَبُولَ خِلَافِهِ بِاعْتِبَارِ صِفَاتٍ قَائِمَةٍ بِهِ حَيْثُ حَلَّ . فَتُفْرَضُ الْمَسْأَلَةُ فِيمَا اخْتَلَفَ فِيهِ أَهْلُ الْمَدِينَةِ مَعَ بَعْضِ مَنْ خَرَجَ مِنْهَا مِنْ الصَّحَابَةِ ، بَعْدَ اسْتِقْرَارِ الْوَحْي وَمَوْتِ الرَّسُولِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ . فَكُلُّ مَا قِيلَ مِنْ تَرْجِيحٍ لِأَقْوَالِ عُلَمَاءِ أَهْلِ الْمَدِينَةِ وَمَا اجْتَمَعَ لَهُمْ مِنْ الْأَوْصَافِ قَدْ كَانَ حَاصِلًا لِهَذَا الصَّحَابِيِّ ، وَلَمْ يَزُلْ عَنْهُ بِخُرُوجِهِ وَقَدْ خَرَجَ مِنْ الْمَدِينَةِ أَفْضَلُ أَهْلِ زَمَانِهِ فِي ذَلِكَ الْوَقْتِ بِالْإِجْمَاعِ مِنْ أَهْلِ السُّنَّةِ . وَهُوَ عَلِيُّ بْنُ أَبِي طَالِبٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ . وَقَالَ أَقْوَالًا بِالْعِرَاقِ . فَكَيْفَ يُمْكِنُ إهْدَارُهَا إذَا خَالَفَهَا أَهْلُ الْمَدِينَةِ ؟ وَهُوَ كَانَ رَأْسَهُمْ . وَكَذَلِكَ ابْنُ مَسْعُودٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ وَمَحِلُّهُ مِنْ الْعِلْمِ مَعْلُومٌ . وَغَيْرُهُمَا قَدْ خَرَجُوا ، وَقَالُوا أَقْوَالًا . عَلَى أَنَّ بَعْضَ النَّاسِ يَقُولُ : إنَّ الْمَسَائِلَ الْمُخْتَلَفَ فِيهَا خَارِجَ الْمَدِينَةِ مُخْتَلَفٌ فِيهَا بِالْمَدِينَةِ وَادُّعِيَ الْعُمُومُ فِي ذَلِكَ . الْوَجْهُ الْخَامِسُ : وَرَدَ فِي بَعْضِ الرِّوَايَاتِ لِلْحَدِيثِ { وَلَا يَحِلُّ لَهُ أَنْ يُفَارِقَهُ خَشْيَةَ أَنْ يَسْتَقِيلَهُ } فَاسْتُدِلَّ بِهَذِهِ الزِّيَادَةِ عَلَى عَدَمِ ثُبُوتِ خِيَارِ الْمَجْلِسِ مِنْ حَيْثُ إنَّهُ لَوْلَا أَنَّ الْعَقْدَ لَازِمٌ لَمَا احْتَاجَ إلَى ا


Tarih: 20:27, 5/9/2007
Yorum (yok) | Yorum yaz | Bağlantı

<- | Sonraki Sayfa ->